Kasım Baba'nın sohbetleri kitaplaşmadı; onun düşüncesi konuşmalarında, meclis meclis dağılmış hâlde durur. Aşağıdaki başlıklar, kayıtlar boyunca en sık döndüğü yerlerdir. Her başlığın altındaki arama bağlantısı, arşivin tamamında o konunun geçtiği bütün anları getirir.
Tasavvuf nedir
Tasavvufu, medrese ilimlerinden biri gibi görmezdi. Hocalarından naklen "çirkin amellerden kaçınmak" diye tarif eder; Allah'la beraber olmanın bir sanatı olduğunu söylerdi. Teslimiyet, tevazu ve hizmet - üçü birden.
Hiç olmak
Sohbetlerinin merkezinde yokluk durur. "Hiç olmak lazım" derdi; yokluğu tasavvufun en yüksek mertebelerinden biri sayardı. Ölmeden evvel ölümü yaşamayı esmâ ve teslimiyet yoluyla anlatır; insana, taşıdığı cesedin değil ruhun ibadetini hatırlatırdı. On beş yaşındaki fotoğrafına bakan bir insanın kendini tanıyamamasını, kalıbın her an yıkılıp yeniden yapıldığının delili olarak gösterirdi.
İhlâs
Karşılık bekleyen ibadete karşı sert bir dili vardı. "Şu kadar hayır yaparsam Allah beni kulları arasından seçer" diye düşünmenin, Allah'ı kendine benzetmek olduğunu söylerdi. Yapılacak duanın şekli bellidir: Cenâb-ı Hak razı olsun, affettiği zümreye kul da dâhil olsun. Camide görülmek için tesbih çekmeyi riya sayar, "git evinde yap" derdi.
İnsan yetiştirmek
İnsan yetiştirmeyi bir uzmanlık işi olarak görürdü. Kabiliyet ve yeteneğe göre eğitim yapılmazsa insanların zayi olacağını, zaman ve maddî kaybın kaçınılmaz olduğunu söylerdi. Tek bir baş için kaç ayrı hekim gerektiğini sayarak yaptığı benzetme, sohbetlerinde defalarca geçer. Bereketzâde çevresinde binlerce öğrenciye burs sağlanmasına vesile olması bu anlayışın pratiğidir.
Cemaatleşmek ve hizipleşmek
Bölünmeyi ve parçalanmayı büyük tehlike sayardı. İlmî ihtilaf ile siyasî ihtilafı birbirinden titizlikle ayırırdı: ulemânın tartıştığı bir ilimde, Kur'ân ve hadis üzerindeki farklı bakışlarda rahmet vardır; siyasetin ihtilafında ise böyle bir rahmet aramanın yeri yoktur.
Şeriat ile tasavvuf arasında fark yoktur
Tarîkat kurucularının, tıpkı müçtehitler gibi âyet ve hadisin dışına çıkmadığını söylerdi. Sonradan dergâhlara sızan miskinlik ahlâkını, "yeme, içme, yıkanma" biçimindeki zühd taklidini reddederdi; Peygamber Efendimiz'in ümmetine fakirliği tavsiye etmediğini hatırlatırdı.
Üslûp
Sohbet üslûbu, Samsun yıllarında dinlediği Açıkbaş Ömer Efendi'den gelir: sade bir dil, gündelik hayattan seçilmiş örnekler, karşısındakini mahcup etmeyen bir soru sorma biçimi. Anlattığı menkıbeyi çoğu zaman bir tembihle bağlar.
Dayandığı kaynaklar: Mehmet Özturan, Bayram Ali Çetinkaya, Feyz Dergisi - künyeler