İçeriğe geç
Kasım Baba

soylesi

Türkçe Ezan Yıllarına Dair

Mustafa Armağan ile özel söyleşi

2025-03-12 · İstanbul · 20:47 · 66 paragraf

1950'de ezanın aslına dönüşü, Samsun'da minarede yaşadığı hâtıra ve o yılların baskı ortamına dair anlattıkları.

00:0020:47
Deşifre

Şu anda Ümran Tıp Merkezi'ndeyiz. Abdullah Taştan Bey'in ofisinde. Kasım Baba, sayadığınızı bilmiyorum ama... Yağcıoğlu, Yağcıoğlu. Kasım Yağcıoğlu ama maruf ismi Kasım Baba. Kendisinin Menderes ve Türkçe ezan dönemiyle alakalı birkaç hatırası var. Onları kendisinden dinleyeceğiz inşallah. Buyurun efendim. Efendim, tabii ilk Tanrıoğlu'dur ezanın tarihini herkes biliyor.

Ve bunun yüzünden de birçokları da cezalandı. Efendime söyleyeyim. Ama en sonunda 1950, 14 Mayıs günü seçimi Demokrat Parti ekseriyete kazandı. ve aynı gün Samsun vilayetinin bütün minarelerinde Allahu Ekber ezanı okundu. Ve o günden bugüne kadar da devam ediyor.

50'den

950'den

2024'den kaç sene olmuş öyle? 24 sene. 73 sene olmuş. 73 sene olmuş. 73 sene dedi. Doğum tarihiniz kaç? Benim 1935. 1935. O zaman 15 yaşındaydınız. He. 1950'de. Türkçe ezan devriyle alakalı bir hatıranız, bir intibaınız varsa onu alalım. Efendim ben size bir şeyin anladığım hem de böyle fıkra gibi. Şimdi benim hocam Erzurumlu'ydı. Kaçın. Ezen okuyamayın, doğru okuyamayın, şaşırmam. Beküm'cum çıkıyordum. Minare de kısaydı cami, Samsun'da bu.

Ben şimdi Tanrı'dır, Tanrı'dır diye okuyorum. Şeye gelince, hayyâle selâh diyorum.

Hocam, bahadılar şey. Ula kaşın, ula kaşın doğru okuyam. Şimdi ben yine hayyâle selâh, hayyâle felâh diyorum. Hocam dedi, aşağı iniyorum. Ulan dedi, eczanı niye yanlış okudun? Yok hocam dedim, türü sokudum ben eczanı. Ulan oku bakalım. Haydi namaza diyeceği geldi, hayyala selah diyor. Hocam dedi, bana dövmedi dövmedi ama azarlardı yani. Şimdi derdi ki bana, oğlum sen doğru okuyorsun ama şimdi derler ki, bu ezanı bu hoca öğretti buna derler. Beni karakola çağırırlar.

Hoca fendi derdi ki beni karakola çağırırlar. Biz bunun çok darbesini yedik be oğlum. Çok zulmünü gördük. Bir daha şu, Tevfik İrel'i vardı. Tevfikireli dedi ki, Sayın Vatandaşlarım biz şu anda seçimi kazandık ama daha iktidar olamadık. Ankara'ya gidelim, meclisi duralım, ezanın okunması hakkında kanun çıkaracağız. Kanun çıkaracağız, ondan sonra okuyacaksınız. Ama millet dinemiyor, boyuna millet Allahu Ekber diye bağırıyor yani. Kimisi ağlıyor, kimisi aşkla geliyor, bayılanlar var, aylanlar var. Samsun o zaman sanki bir devrim yaşandı.

Değişiklik oldu Samsun'da. Biz de o zaman istediğiniz gibi 15 yaşında bayağı 10-16 yaşında çocuklarımızda.

Bu ezan uğruna, ezan uğruna bak şimdi bir şey daha anladım ben sana hocam. ben Şehran'da görev yaptım. Gümüşhane'nin Şehran kazasında.

Evet. Orada

hocanın biri, hoca değil adam ya zaten hoca yok o zamanlarda da. Efendim

çocuk kulü vallahu ah derken jandarmalar basmışlar. Gelecek.

Gelecek. Vallahi gibi bir şey yani. Öyle kocalı yok adamın, zavallının. Şimdi

mahkemeye verilmiş bu. Mahkemede ifade verecek. Cezalanacak ama.

Sen çocuğa külhü vallahu ahad derken yakalandır. Suçama.

Hakim başlamış ağlamaya. Demiş ki ya ben ne kadar günahkar bir kolum ki. Allah beni böyle bir şeye hakim yaptı. Ben bu adamı şimdi ben nasıl suç vereyim? Ahmet'in oğlu Fatma'dan doğma bilmem kim. Allahu Ekber, kul huvallahu had derken suçu işle yakalandı.

Suçu işleyen de Molla Ahmet o zaman adamın mollalı da yok ama Bir zaman oğlu Ahmet demişler. Ben buna şimdi nasıl ceza vereyim diye.

Şey vardı, askeriyede hakim vardı bir tane. Unuttum yine bir kadını.

Onun da babası Fehmi Bey. Şehran'da Fehmi Bey diyorlar. Bunlar bir aileden böyle sizin beylik gibi. demiş ki hakim bey hiç merak etme ben bu davayı hallederim. Nasıl derim?

Dışarı çıkmış.

Hoca'ya demiş ki bak Molla ben sana ne dersem sen içeride o ifadeyi vereceksin. Şimdi sana soracak hakim bey senin ne işin vardı o köyde? Sen o köyün hocası mısın? Estağfurullah efendim ben bocalığım bocalığım yok. Ben oraya öküz almaya geldim. Öküzün pazarlığını yaptık. Şurada bir kahvaltı yapalım dediler. Biz kahvaltı yaparken içeriye bir çocuk girdi. Amca ben bir kulüvallahu okusam diner misin oku bakalım dedim. Kulüvallahu haddemeden canlarım alır bastı bizi.

Diyecek şöyle.

Bu sefer onun hoca olmadığını itiraf edecek. Bu işi de yapmadığını söyleyecek. Neyse hoci çağırmışlar Molla'yı içeriye. Hakim soruyor. Sen bu köye niye geldin? Sen bu köylü değilsin niye geldin? Demiş ki efendim ben oraya bir çift öküs almaya geldim. Öküsleri de aldım. Pazarlarını da yaptım. Bana dediler ki gel şurada. ufak kahvaltı yapalım. İşte tam elimizden kaşığı aldık. Ağzımıza götüreceğimiz zaman çocuk girdi içeri. Amca ben bir kulu valla okusam olur mu? Dinler misin beni? Oku bakalım dedim ben de.

O kulu valla o halp demeden jandarmalar bastı. Benim suçum ne kuralım yok falan filan. Haa falan filan. İşte o zaman sen ona şöyle diyecektin, bu böyle diyecektin falan filan. Hakim böyle işi uzatıyor böyle. Neticede

Hüzefendiye

150 kuruş o zaman 150 kuruş. 2040 lira.

2040 lira o zaman. 150 kuruş. Bayağı büyük para. Önce sonra

Hüzefendiye cezayı kesiyorlar. 150 kuruşu. Ceza kesiyor. Evvela hapis veriyorlar. 15 bin lira gibi falan şu anda sen kocam.

Ustadım. E 12 tane öküz. Ustadım

evvela neyse

hocaya hapis cezası veriyorlar. Sonra onu paraya çeviriyorlar. Parayı da meydanda.

O O Fehmi Bey demiş ki, Hakim Bey bu Hocaefendi'nin adına, Hocaefendi değil ama demiş Hocaefendi diyoruz artık demiş. Bunun adına demiş Hakim Bakit'un babası. Bakit'un babası bu milletvekili. Şehir anı, Şehir anı. Şehir anı, Şehir anı. Ondan sonra ben demiş bu parayı veriyorum demiş. Demiş ki Hakim senin maaşın ne gideceksin bu parayı veriyorsun diye. Tarlayı satacağım vereceğim demiş. Tamam demişler. Karar almışlar. Hakim demiş ki, bak Fehmi Bey sen de 50 kuruş verin. Ben de 50 kuruş vereyim.

Hakim.

Tamam.

Bu neymiş suçu bak.

Belki hala o Şiran'daki o ifade belkide duruyor hala. Kalside belki. Fatma'dan doğma. Ahmet'in çocuğu Kul huvallahu ahad derken Mollah Ahmet tarafından suçuşu yakalandı.

Haa. Çocuğa kesiyorlar.

Bugünler bulduk dedi. Ben o gün orada hakiminin orada yazı yazılar ya. Tehmi Bey de o yazıyı yazanlardanmış yani. Katip mi oldu? Katip, katip abi başırıdaydı.

Şimdi başka bir sene vardı bizim kendi mennek kazamız, Alıçralı kazası. Alınçralım. Ben alınçralım. Hoca, Sübiyanları okudurken, Efendime söyleyeyim, güne basmışlar.

Abdülhan Efendi, bunun yavru bile yapmazdı. Tabii, tabii yapmaz hocam. Hocanın boğazına, başındaki sarı bağlamışlar. Böyle birisi çekiyor hocayı. Çocuklara da, köpek gibi uluyacaksınız diyorlar. Çarşının içerisinde bir aşağı bir yukarı, o hoca çok yaşamadı ama. Dayaktan mı öldü? Yoksa ne oldu anlayamadık ama hoca gitti. Gitti. İsmiydi mi?

Köyün adını unutmadım. Hapik şey yok. Davaka köyü diyorlar da şimdi Akçiçek köyü oldu. Akçiçek köyünün. O zamanki hocası. Yani ne hocası canım o da köyde molla ne yaptı Allah hasen. Yani 1950'lerden evvel bir köyde cenaze olsa iki üç köye gidiyorlardı. Cenaze yıkamıyor adam arıyorlardı. Hoca moca kalmadıydı. Biraz sakallı başına da bir şey sarana molla diyorlardı. Nerede mollalık? Hoca moca yok. Ondan sonra bu İmam Hatip okullarının açılmasından bir sebep de sebep gösterdiler. Fuat Köprülü vardı mesela o zaman mecliste. Ondan sonra Menderes vardı, bilmem kim vardı.

Bunlar zorlamışlar demişler ki ya bu cenazeleri yıkayacak kimse kalmayacak. Bunlara bu cenazeleri yıkayacak bir okul açalım da, bunların cenaze nasıl yıkılınır, nasıl namazı kılınır, öğretelim. Öğrensinler de öyle yapsın. Yoksa bu millet kalacak ortada cenazeler diye. İmam Hatip'in okul ulusunun açılmasının sebebi de bu oluyor. Celal Ökten vardı, Allah rahmet eylesin. İlk İmam Hatip okullarının açılmasında, Celal-i Ök'ten, ondan sonra Arnavut Hüsrev Hoca, böyle 8-10 tane adam varız İstanbul'da. O hocalar da, kimisi bir camide müezzindi, kimisi de İmam'dı.

Ama İmam Hatip'e de ders vermeye geliyorlardı.

Ders veriyorlardı. Ne ders veriyorlardı? Puan dersi veriyorlardı. Tecvid dersi veriyorlardı. Fıkıhtan bahsediyorlardı. Yani onları cenaze yıkamak için bir kurs açmışlardı. Sonra sonra İmam Hatip Okulu oldu. İmam Hatip Okulu'larının orta kısmında, mezun olanların, orta kısmını bitirenlerden bir tanesi müftü oldu.

Sizin hafiye de müftü oldu, müftü. Bizim Alucaralıydı. Hafiften müftü oldu. Hafif müftüsüydü ya. Hocam çay içer misin bir çay da? Bir çay da. Sağ olun. Bir çay da. Sağ olun. Bir çay içelim. Çay içelim. Çay içelim. Çay içelim. Hadi tamam. Tekrar al. Tamam. Çay rahmet ediyor mu? Bunlar da geliyor. Sonra hocam ben Arap Cami Kur'ân Kursu hocalığına Tekirdağ'ndan geldim oraya.

O müftü de geldi. Dedi ki ya ben Kur'ân'ı kumasını bilmiyorum. Ben de buradan ders alayım mı al dedim. Sonra dedim ki hocam bak sen müftülüyorsun müftülüyorsun. Gel sen bu müftülükten istifa et. Sümer Bank'a gittin. Sümer Bank'a memur oldun. Sonra Sümer Bank'a girdi. Hafif müftülüğünden çıktı. Sümer Bank'a memur oldu. Oradan da memur oldu tabi. Öyle günler geçirdik. İmam Hatip'in orta kısmından mezun olmuş. Orta kısmı. Kur'ân okumayı bilmiyor musun? Bilmiyor, bilmiyor. Efendim, dağısı var. Şeyle, Ladik'te bir hocamız vardı.

Sonra Samsun müftisi oldu. O değerli bir hocaydı.

Bunu diyorum ben şimdi, bu yaşta şey oluyor da. Ondan sonra birisi geliyor ona diyor ki, Ya hocam diyor, beni bir şeye tayin et yahu diyor. Sen kronokkasını biliyor musun? Biliyorum diyor, az çok biliyorum diyor. Seni de havzaya müftü tayin edeyim diyor. Ladik müftüsü havzaya müftü tayin ediyor.

Şu duruma bak, Türkiye'nin durumuna bak. Nereden nereye geldiniz diyor. Şimdi biz o müftülerin kalıntısından dolayı Adı bize Ahmet koyduk, Mehmet koyduk. Herkes var, vesilyen koyusaydılar daha iyiydi. Hiç olmazsa İslam'a hakaret etmezler. Ahmet oluyor, İslam'ın şartını bilmiyor. Mehmet oluyor. Oğlum şu çocukların adını Muhammed koymayın diyorsun. Herkes Muhammed koyuyor. Yahu sen bunu maça götürüyorsun. Muhammed'lerin ananı bilmem ne yapayım diyor. Bu oldu mu yani? Güzel bir vakit esne. Böyle isim olur mu? Vaktiyle

Muhammed isimli olan insanları abdetsiz ağza almıyorlardı.

Eskiden nadirdi değil mi? Sizin zamanınıza Muhammed ismi. Sizin zamanınıza Muhammed ismi nadir konmuyor. Yok yok hiç yoktu.

Mehmet diyorlardı. Mehmet aşağı Mehmet yukarı. Ama Muhammed kelimesi Hürmeten koymuyorlardı. Hatta Ebu Bekir'i bile koymuyorlar. Bekir diyorlardı.

Sonradan fark ettim bunu. Niye Bekir deniliyordu, Ebu Bekir ismi konumluyordu eskiden. Çünkü orada o ikiden ikincisi ya, Kur'ân'da işaret olarak geçiyor. Ondan dolayı ismini direkt koymuyor. Değerli hocam, Abdullah Efendi dedi ki, bir tarihçi dedi. Evet, sizler için. Sen de bize bir şey anlat. bir de gidelim. Eyvallah. Şimdi ben Allah nasip etti bu Türkçe ezan devrini ve tam şimdi sizin anlattığınız gibi o devri yaşayan insanların hatıralarını bu kitapta topladım. Okuyunca zaten o devre gideceksiniz. Yani sizin yaşadığınız devirle alakalı. Hatıraları bu kitapta topladık. Elhamdülillah. Şimdi bunun ikinci cildi çıkacak. İnşallah sizin hatıralarınızı ona koyacağım ben.

İnşallah. Onun cevabı ikinci cilt olacak. Siz nereden bulunuyoruz? Ben serbest çalışıyorum artık emekliyim.

Akit gazetesinde yazı yazıyorum. Akit televizyonunda pazar akşamları bir tarih programım var benim. Pazar akşamı 8.30'dan 10.30'a kadar. Bir tarih mevzunu orada anlatıyorum.

Türkçe ezan.

Hangi kanalda dedi? Akit TV var ya. Akit TV. Akit TV'de.

5 senedir orada bunu yapıyorum. Kitaplar yazıyorum. İşte konferanslar oluyor. Burada Ümraniye Belediyesi'nin binasının altında bir

tarih mektebi gibi bir şey kurduk. Gençlerle orada haftada bir gün topladık gençlere tarihi anlatıyorum ve onları yetiştirmeye çalışıyorum. Böyle ömrümüz bunlarla geçiyor. Şimdi buradaki birçok hatıra

okuyacaksınız eğer imkanınız olursa. Siz de birçoğusunu tanırsınız efendim. Mesela burada Mehmet Ali Sarı Hoca var. Eşede bu. İlayette Hoca var. Tanırsınız. Hasan Aksa'yı bilirsiniz. Şöyle bakıyorum. Birçoğusunu siz tanırsınız efendim. Mehmet Fırıncı. Onu da yiyebilirsiniz. Şimdi bir şey, hakim az önce anlattığınız hadiseye benzer bir hadise şöyle yaşanmış.

Bir mezzini ya da imamı şuna hatırımda kalmamış o. Birisi şikayet ediyor savcıya. Diyor ki efendim bu diyor Allah Allah'u Ekber diye okudu ezanı. Ezanı ya. Şimdi gelip yazılı şikayet ediyor. Şimdi edince Sağdus'u şimdi ya da hakim artık o zaman, hakim'e de şikayet edebiliyor muydu o zaman bilmiyorum. Sağdus'u her zaman var, mültelebi bir muhafı var.

Şimdi adam imanlı birisi, az önce bahsettiğiniz gibi nasıl ben şey yapsam, kurtarsam diye düşünüyor. Adama diyor ki, ne dedi, ne dedi diyor, Allah'a ekber dedi efendim diyor, Allah'a ekber dedi, sen de dedin diyor şimdi. Sen de dedin, şimdi senin hakkın dedi, ben soracağım. Bu adam ayarına kapanıp yanvarmaya başlıyor. Yapmayın, yetmeyi sen de söyledin diyor. Hadi bakalım.

Şikayetini geri aldırıyor bu şekilde. Yani, insan değil mi?

İmanlı bir insan olmasa, o müezzin kim bilir belki işinden de olacak. En azından 300 liraya kadar para cezası var. 300 liraya kadar? Tabii A3'dir. O senin hesap yaptığı bu çizdere. Şimdi onlar çok gençtir. Belki sen boyutunuzun geliydi. Şimdi bana da dışlasın da. Bunu duyabildin mi? Benim anlattığım için yazılır. Tabii, onu duyuyor. Censi uygulama halka rağmen, yani siz ceferrut bir anlayışla, tepeden giyme bir devrim, modelini millet eğer üzümsemiyorsa, eninde sonunda terk etmez onda kalır.

Ondan ben kendi adıma bunu çıkarttım da. Ama bu adam, şimdi merak ediceşi, bu adam nasıl yapmış hocam? Biz de 25'liklerden iptaldeyiz. Cumhurbaşkanı biz de başbakan...

Deşifre ses kaydından otomatik çıkarılıp gözden geçirilmektedir; hata gördüğünüzde bize yazın.