Dinlemeye odaklanın
Deşifre aşağıda kapalı durur. İsterseniz dinlerken açıp zaman damgalarından kaydın ilgili ânına gidebilirsiniz.
Deşifreyi göster66 zaman damgalı paragrafMetni aç
Şu anda Ümran Tıp Merkezi'ndeyiz. Abdullah Taştan Bey'in ofisinde. Kasım Baba, yaşadığınızı bilmiyorum ama... Yağcıoğlu, Yağcıoğlu. Kasım Yağcıoğlu ama maruf ismi Kasım Baba. Kendisinin Menderes ve Türkçe ezan dönemiyle alakalı birkaç hatırası var. Onları kendisinden dinleyeceğiz inşallah. Buyurun efendim. Efendim, tabii ilk [anlaşılmıyor] ezanın tarihini herkes biliyor.
Ve bunun yüzünden de birçokları da cezalandı, efendime söyleyeyim. Ama en sonunda 1950, 14 Mayıs günü seçimi Demokrat Parti ekseriyetle kazandı. Ve aynı gün Samsun vilayetinin bütün minarelerinde Allahu Ekber ezanı okundu. Ve o günden bugüne kadar da devam ediyor.
50'den.
2024'den kaç sene olmuş öyle? 24 sene. 73 sene olmuş. 73 sene olmuş. 73 sene dedi. Doğum tarihiniz kaç? Benim 1935. 1935. O zaman 15 yaşındaydınız. He. 1950'de. Türkçe ezan devriyle alakalı bir hatıranız, bir intibaınız varsa onu alalım. Efendim, ben size bir şey anlatayım hem de böyle fıkra gibi. Şimdi benim hocam Erzurumlu'ydu. Kasım, ezan okuyamayınca, doğru okuyamayınca şaşırmam. [anlaşılmıyor] çıkıyordum. Minare de kısaydı, cami Samsun'da bu.
Ben şimdi Tanrı'dır, Tanrı'dır diye okuyorum. Şeye gelince, hayya ale's-salâh diyorum.
Hocam, [anlaşılmıyor]. Ula Kasım, ula Kasım, doğru okuyamıyorum. Şimdi ben yine hayya ale's-salâh, hayya ale'l-felâh diyorum. Hocam dedi, aşağı iniyorum. Ulan dedi, ezanı niye yanlış okudun? Yok hocam dedim, Türkçe okudum ben ezanı. Ulan oku bakalım. Haydi namaza diyeceği geldi, hayya ale's-salâh diyor. Hocam dedi, bana dövmedi dövmedi ama azarlardı yani. Şimdi derdi ki bana, oğlum sen doğru okuyorsun ama şimdi derler ki, bu ezanı bu hoca öğretti buna derler. Beni karakola çağırırlar.
Hocaefendi derdi ki beni karakola çağırırlar. Biz bunun çok darbesini yedik be oğlum. Çok zulmünü gördük. Bir de şu Tevfik İleri vardı. Tevfik İleri dedi ki, sayın vatandaşlarım, biz şu anda seçimi kazandık ama daha iktidar olamadık. Ankara'ya gidelim, [anlaşılmıyor], ezanın okunması hakkında kanun çıkaracağız. Kanun çıkaracağız, ondan sonra okuyacaksınız. Ama millet dinlemiyor, boyuna millet Allahu Ekber diye bağırıyor yani. Kimisi ağlıyor, kimisi [anlaşılmıyor], bayılanlar var, [anlaşılmıyor] var. Samsun o zaman sanki bir devrim yaşandı.
Değişiklik oldu Samsun'da. Biz de o zaman, istediğiniz gibi, 15 yaşında, bayağı 10-16 yaşında çocuklardık.
Bu ezan uğruna, ezan uğruna... Bak şimdi bir şey daha anlatayım ben sana hocam. Ben Şiran'da görev yaptım. Gümüşhane'nin Şiran kazasında.
Evet. Orada...
Hocanın biri, hoca değil adam ya zaten; hoca yok o zamanlarda da. Efendim...
Çocuğa Kul hüvallahu ahad derken jandarmalar basmışlar. Gelecek.
Gelecek. Vallahi gibi bir şey yani. Öyle hocalığı yok adamın, zavallının. Şimdi...
Mahkemeye verilmiş bu. Mahkemede ifade verecek. Cezalanacak ama.
Sen çocuğa Kul hüvallahu ahad derken yakalandın. Suç ama.
Hâkim başlamış ağlamaya. Demiş ki, ya ben ne kadar günahkâr bir kulum ki, Allah beni böyle bir şeye hâkim yaptı. Ben bu adama şimdi nasıl suç vereyim? Ahmet'in oğlu, Fatma'dan doğma bilmem kim, Allahu Ekber, Kul hüvallahu ahad derken suçüstü yakalandı.
Suçu işleyen de Molla Ahmet. O zaman adamın mollalığı da yok ama bir zaman oğlu Ahmet demişler. Ben buna şimdi nasıl ceza vereyim diye.
Şey vardı, askeriyede hâkim vardı bir tane. Unuttum yine [anlaşılmıyor].
Onun da babası Fehmi Bey. Şiran'da Fehmi Bey diyorlar. Bunlar bir aileden, böyle sizin beylik gibi. Demiş ki, hâkim bey hiç merak etme, ben bu davayı hallederim. Nasıl derim?
Dışarı çıkmış.
Hocaya demiş ki, bak Molla, ben sana ne dersem sen içeride o ifadeyi vereceksin. Şimdi sana soracak hâkim bey: Senin ne işin vardı o köyde? Sen o köyün hocası mısın? Estağfurullah efendim, benim hocalığım yok. Ben oraya öküz almaya geldim. Öküzün pazarlığını yaptık. Şurada bir kahvaltı yapalım dediler. Biz kahvaltı yaparken içeriye bir çocuk girdi. Amca, ben bir Kul hüvallahu okusam dinler misin? Oku bakalım dedim. Kul hüvallahu ahad demeden jandarmalar bastı bizi.
Diyecek şöyle.
Bu sefer onun hoca olmadığını itiraf edecek. Bu işi de yapmadığını söyleyecek. Neyse, hocayı çağırmışlar, Molla'yı içeriye. Hâkim soruyor: Sen bu köye niye geldin? Sen bu köylü değilsin, niye geldin? Demiş ki, efendim ben oraya bir çift öküz almaya geldim. Öküzleri de aldım. Pazarlıklarını da yaptım. Bana dediler ki gel şurada ufak kahvaltı yapalım. İşte tam elimizden kaşığı aldık, ağzımıza götüreceğimiz zaman çocuk girdi içeri. Amca, ben bir Kul hüvallahu okusam olur mu? Dinler misin beni? Oku bakalım dedim ben de.
O Kul hüvallahu ahad demeden jandarmalar bastı. Benim suçum ne, kuralım yok falan filan. Haa, falan filan. İşte o zaman sen ona şöyle diyecektin, bu böyle diyecektin falan filan. Hâkim böyle işi uzatıyor böyle. Neticede...
Hocaefendi'ye...
150 kuruş o zaman, 20-40 lira.
20-40 lira o zaman. 150 kuruş. Bayağı büyük para. Önce sonra...
Hocaefendi'ye cezayı kesiyorlar. 150 kuruş ceza kesiyor. Evvela hapis veriyorlar. 15 bin lira gibi falan şu anda sen [anlaşılmıyor].
Üstadım. E, 12 tane öküz. Üstadım.
Evvela neyse...
Hocaya hapis cezası veriyorlar. Sonra onu paraya çeviriyorlar. Parayı da meydanda.
O Fehmi Bey demiş ki, hâkim bey bu Hocaefendi'nin adına, Hocaefendi değil ama demiş, Hocaefendi diyoruz artık demiş. Bunun adına demiş [anlaşılmıyor] babası. [anlaşılmıyor] bu milletvekili. Şiranlı, Şiranlı. Ondan sonra ben demiş bu parayı veriyorum demiş. Demiş ki, hâkim senin maaşın ne, gideceksin bu parayı veriyorsun diye. Tarlayı satacağım, vereceğim demiş. Tamam demişler. Karar almışlar. Hâkim demiş ki, bak Fehmi Bey sen de 50 kuruş ver, ben de 50 kuruş vereyim.
Hâkim.
Tamam.
Bu neymiş suçu bak.
Belki hâlâ o Şiran'daki o ifade belki de duruyor hâlâ. Kalsa da belki. Fatma'dan doğma, Ahmet'in çocuğu Kul hüvallahu ahad derken Molla Ahmet tarafından suçüstü yakalandı.
Haa. Çocuğa kesiyorlar.
Bugünleri bulduk dedi. Ben o gün orada hâkimin orada yazı yazılıyor ya, Fehmi Bey de o yazıyı yazanlardanmış yani. Kâtip mi oldu? Kâtip, kâtip abi başındaydı.
Şimdi başka bir şey vardı bizim kendi [anlaşılmıyor] kazamız, Alucra kazası. Alucralıyım. Ben Alucralıyım. Hoca, sübyanları okuturken, efendime söyleyeyim, jandarma basmışlar.
[anlaşılmıyor] Efendi, bunu gavur bile yapmazdı. Tabii, tabii yapmaz hocam. Hocanın boğazına, başındaki sarığı bağlamışlar. Böyle birisi çekiyor hocayı. Çocuklara da, köpek gibi uluyacaksınız diyorlar. Çarşının içerisinde bir aşağı bir yukarı, o hoca çok yaşamadı ama. Dayaktan mı öldü, yoksa ne oldu anlayamadık ama hoca gitti. Gitti. İsmi neydi?
Köyün adını unutmadım. [anlaşılmıyor] şey yok. Davaka köyü diyorlar da şimdi Akçiçek köyü oldu. Akçiçek köyünün o zamanki hocası. Yani ne hocası canım, o da köyde molla ne yaptı Allah [anlaşılmıyor]. Yani 1950'lerden evvel bir köyde cenaze olsa iki üç köye gidiyorlardı. Cenaze yıkamaya adam arıyorlardı. Hoca moca kalmamıştı. Biraz sakallı, başına da bir şey sarana molla diyorlardı. Nerede mollalık? Hoca moca yok. Ondan sonra bu İmam Hatip okullarının açılmasına bir sebep de sebep gösterdiler. Fuat Köprülü vardı mesela o zaman mecliste. Ondan sonra Menderes vardı, bilmem kim vardı.
Bunlar zorlamışlar, demişler ki ya bu cenazeleri yıkayacak kimse kalmayacak. Bunlara bu cenazeleri yıkayacak bir okul açalım da, bunlara cenaze nasıl yıkanır, nasıl namazı kılınır öğretelim. Öğrensinler de öyle yapsın. Yoksa bu millet ortada kalacak, cenazeler diye. İmam Hatip okullarının açılmasının sebebi de bu oluyor. Celal Ökten vardı, Allah rahmet eylesin. İlk İmam Hatip okullarının açılmasında Celal Ökten, ondan sonra Arnavut Hüsrev Hoca, böyle 8-10 tane adam vardı İstanbul'da. O hocalar da kimisi bir camide müezzindi, kimisi de imamdı.
Ama İmam Hatip'e de ders vermeye geliyorlardı.
Ders veriyorlardı. Ne ders veriyorlardı? Kur'ân dersi veriyorlardı. Tecvid dersi veriyorlardı. Fıkıhtan bahsediyorlardı. Yani onları cenaze yıkamak için bir kurs açmışlardı. Sonra sonra İmam Hatip Okulu oldu. İmam Hatip Okullarının orta kısmında mezun olanların, orta kısmını bitirenlerden bir tanesi müftü oldu.
Sizin Hafik'te müftü oldu, müftü. Bizim Alucralıydı. Hafik'te müftü oldu. Hafik müftüsüydü ya. Hocam, çay içer misin? Bir çay da. Sağ olun. Bir çay da. Sağ olun. Bir çay içelim. Çay içelim. Çay içelim. Çay içelim. Hadi tamam. Tekrar al. Tamam. Çay rahmet ediyor mu? Bunlar da geliyor. Sonra hocam, ben Arap Camii Kur'ân Kursu hocalığına Tekirdağ'dan geldim oraya.
O müftü de geldi. Dedi ki, ya ben Kur'ân okumayı bilmiyorum. Ben de buradan ders alayım mı? Al dedim. Sonra dedim ki, hocam bak sen müftülük yapıyorsun, müftülük yapıyorsun. Gel sen bu müftülükten istifa et. Sümerbank'a gittin, Sümerbank'a memur oldun. Sonra Sümerbank'a girdi. Hafik müftülüğünden çıktı. Sümerbank'a memur oldu. Oradan da memur oldu tabii. Öyle günler geçirdik. İmam Hatip'in orta kısmından mezun olmuş. Orta kısmı. Kur'ân okumayı bilmiyor musun? Bilmiyor, bilmiyor. Efendim, dayısı var. Şeyle, Ladik'te bir hocamız vardı.
Sonra Samsun müftüsü oldu. O değerli bir hocaydı.
Bunu diyorum ben şimdi, bu yaşta şey oluyor da. Ondan sonra birisi geliyor ona diyor ki, ya hocam diyor, beni bir şeye tayin et yahu diyor. Sen Kur'ân okumasını biliyor musun? Biliyorum diyor, az çok biliyorum diyor. Seni de Havza'ya müftü tayin edeyim diyor. Ladik müftüsü Havza'ya müftü tayin ediyor.
Şu duruma bak, Türkiye'nin durumuna bak. Nereden nereye geldiniz diyor. Şimdi biz o müftülerin kalıntısından dolayı adı bize Ahmet koyduk, Mehmet koyduk. Herkes var, [anlaşılmıyor] koysaydılar daha iyiydi. Hiç olmazsa İslam'a hakaret etmezler. Ahmet oluyor, İslam'ın şartını bilmiyor. Mehmet oluyor. Oğlum şu çocukların adını Muhammed koymayın diyorsun. Herkes Muhammed koyuyor. Yahu sen bunu maça götürüyorsun, Muhammed'lerin ananı bilmem ne yapayım diyor. Bu oldu mu yani? Güzel bir vakit [anlaşılmıyor]. Böyle isim olur mu? Vaktiyle...
Muhammed isimli olan insanları abdestsiz ağza almıyorlardı.
Eskiden nadirdi değil mi? Sizin zamanınızda Muhammed ismi. Sizin zamanınızda Muhammed ismi nadir konmuyordu. Yok yok, hiç yoktu.
Mehmet diyorlardı. Mehmet aşağı, Mehmet yukarı. Ama Muhammed kelimesini hürmeten koymuyorlardı. Hatta Ebu Bekir'i bile koymuyorlar, Bekir diyorlardı.
Sonradan fark ettim bunu. Niye Bekir deniliyordu, Ebu Bekir ismi konulmuyordu eskiden. Çünkü orada o ikiden ikincisi ya, Kur'ân'da işaret olarak geçiyor. Ondan dolayı ismini direkt koymuyor. Değerli hocam, Abdullah Efendi dedi ki, bir tarihçi dedi. Evet, sizler için. Sen de bize bir şey anlat, bir de gidelim. Eyvallah. Şimdi ben Allah nasip etti, bu Türkçe ezan devrini ve tam şimdi sizin anlattığınız gibi o devri yaşayan insanların hatıralarını bu kitapta topladım. Okuyunca zaten o devre gideceksiniz. Yani sizin yaşadığınız devirle alakalı hatıraları bu kitapta topladık. Elhamdülillah. Şimdi bunun ikinci cildi çıkacak. İnşallah sizin hatıralarınızı ona koyacağım ben.
İnşallah. Onun cevabı ikinci cilt olacak. Siz nerede bulunuyorsunuz? Ben serbest çalışıyorum artık, emekliyim.
Akit gazetesinde yazı yazıyorum. Akit TV'de pazar akşamları bir tarih programım var benim. Pazar akşamı 8.30'dan 10.30'a kadar. Bir tarih mevzuunu orada anlatıyorum.
Türkçe ezan.
Hangi kanalda dedi? Akit TV var ya. Akit TV. Akit TV'de.
5 senedir orada bunu yapıyorum. Kitaplar yazıyorum. İşte konferanslar oluyor. Burada Ümraniye Belediyesi'nin binasının altında bir...
Tarih mektebi gibi bir şey kurduk. Gençlerle orada haftada bir gün toplandık, gençlere tarihi anlatıyorum ve onları yetiştirmeye çalışıyorum. Böyle ömrümüz bunlarla geçiyor. Şimdi buradaki birçok hatıra...
Okuyacaksınız eğer imkânınız olursa. Siz de birçoğunu tanırsınız efendim. Mesela burada Mehmet Ali Sarı Hoca var. [anlaşılmıyor] Hoca var. Tanırsınız. Hasan Aksay'ı bilirsiniz. Şöyle bakıyorum. Birçoğunu siz tanırsınız efendim. Mehmet Fırıncı. Onu da bilirsiniz. Şimdi bir şey, hâkim az önce anlattığınız hadiseye benzer bir hadise şöyle yaşanmış.
Bir müezzini ya da imamı, şu an hatırımda kalmamış o. Birisi şikâyet ediyor savcıya. Diyor ki, efendim bu diyor Allahu Ekber diye okudu ezanı. Ezanı ya. Şimdi gelip yazılı şikâyet ediyor. Şimdi edince savcısı şimdi ya da hâkim artık o zaman, hâkime de şikâyet edebiliyor muydu o zaman bilmiyorum. Savcısı her zaman var, [anlaşılmıyor].
Şimdi adam imanlı birisi, az önce bahsettiğiniz gibi nasıl ben şey yapsam, kurtarsam diye düşünüyor. Adama diyor ki, ne dedi, ne dedi diyor? Allahu Ekber dedi efendim diyor, Allahu Ekber dedi. Sen de dedin diyor şimdi. Sen de dedin. Şimdi senin hakkında ben soracağım. Bu adam ayaklarına kapanıp yalvarmaya başlıyor. Yapmayın, etmeyin, sen de söyledin diyor. Hadi bakalım.
Şikâyetini geri aldırıyor bu şekilde. Yani, insan değil mi?
İmanlı bir insan olmasa, o müezzin kim bilir belki işinden de olacak. En azından 300 liraya kadar para cezası var. 300 liraya kadar? Tabii, [anlaşılmıyor]. O senin hesap yaptığın bu çizgide. Şimdi onlar çok gençtir. Belki sen boyutunuzun geliydi. Şimdi bana da [anlaşılmıyor]. Bunu duyabildin mi? Benim anlattığım için yazılır. Tabii, onu duyuyor. Çünkü uygulama halka rağmen, yani siz cebrut bir anlayışla, tepeden inme bir devrim modelini millet eğer özümsemiyorsa, eninde sonunda terk etmez, onda kalır.
Ondan ben kendi adıma bunu çıkarttım da. Ama bu adam şimdi merak edeceği, bu adam nasıl yapmış hocam? Biz de 25'liklerden iptaldeyiz. Cumhurbaşkanı, biz de başbakan...
Deşifre ses kaydından otomatik çıkarılıp gözden geçirilmektedir; hata gördüğünüzde bize yazın.